Editörden Site Hakkında Bize Ulaşın Site İçinde Ara MST Dizayn

 

Marmara Denizi İçindeki Fay Modelleri
                  -17 Ağustos Depreminden Sonra Bilimsel-
                          Prof. Dr. Şener Üşümezsoy , İ.Ü. Müh. Fak.
                                                                                
- İ.Ü. webpage'inden-

17 Ağustos depremi sonrası ilk defa bir bilim dalının Jeolojinin toplumsallaştığı görülür. Jeolojik modellerin deprem konusundaki önerileri ve öngörüleri toplum psikolojisinden ekonomiye değin tüm konuları yönlendirdi. Burada öne çıkan olgu deprem senaryoları ve deprem beklentisidir. Deprem senaryoları esas olarak bilimsel görüş ve modeller kitle iletişim araçlarıyla toplumsallaştı.

Öngörüler ve Model Önerileri

Sezgici bir bilim anlayışı ve herhangi bir gözleme dayanmadan ileri sürülen modeller toplumsal paranoyaya yol açar etkinlikteydi. Deprem sonrası ilk görüş körfez depremi kırığının Hersek burnunun batısına geçmediği, bundan sonra ki aşamada Adalar fayı başta olmak üzere Kuzey Marmara çerçeve fayının yırtılacağına dayanıyordu. Bu model İstanbul’un hemen açığından geçen Kuzey Marmara fayının yırtılmasıyla 8’lik bir depremin İstanbul’u beklediğini vurguluyordu. Bu model Okay tarafından Cumhuriyet Bilim Teknikte yayınlandı. Temel varsayım Kuzey Anadolu Fayının Marmara denizindeki  devamını Kuzey Marmara fayı olduğu ön kabulüydü. Bu fayın yanal atımlı bir sistem olduğunu ve Kuzey Anadolu fayının Kuzey Marmara çerçeve fayı boyunca devam ederek Gaziköy fayıyla birleştiği kabul ediliyordu. Bu ön kabulün getirdiği düşünce sistemi Hersek burnundan başlayarak batıya doğru yırtılma Adalar – Bakırköy – Çekmece boyunca ilerleyeceği ve bu yırtılma sonucu 8’lik bir depremin iki ay içinde gerçekleşeceği söyleniyordu.

Bu görüşe karşı eleştirim Kuzey Anadolu Fayının Hersek burnu batısındaki devamının, Yalova – Çınarcık fay hattını oluşturduğunu ve eğer kırılmadıysa Yalova – Çınarcık fayının kırılacağını ileri sürdüm. Artçı depremlere bakarak bu fayın, Çınarcık fayının batısına kadar kırılmış olmalı görüşünü dile getirdim. Adalar fay hattının esas olarak düşey bir fay olduğu, Marmara denizinin açılımıyla eş zamanlı kırılmaya başladığı, Marmara denizinin açılımını yönlendirdiği ve Ege tektoniği gibi esas gerilme rejiminin K – G yönlü olduğunu ileri sürdüm. Bunun depremsellik açısından anlamı Kuzey Anadolu Fayının gerek doğu Marmara gerekse batı Marmara çukurları içinden geçen genç yanal atımlı faylar şeklinde Marmara denizinde yer aldığı ve Marmara denizindeki çukurları yanal atımla yırttığı ve ana depremselliği bu fayların gerçekleştirdiğini ileri sürdüm. Adalar fayının ancak Yalova – Çınarcık fayının batıya yırtılmasıyla oluşan gerilme etkisinde kırılacağını, bununda bir artçı olay olduğunu vurguladım. Marmara denizinde deprem riski oluşturan fayların doğu Marmara’da Yalova – Çınarcık fayı ve İmralı faylarının, Çınarcık ve İmralı çukurlarını kesen faylarca temsil edildiğine işaret ettim. Batı Marmara’da ise Tekirdağ çukurunu kesen Mürefte – Ereğli fayı ve Ereğli çukurunu kesen Ereğli – Silivri fayının Batı Marmara  depremselliğini oluşturan yanal atımlı faylar olarak çalıştığını vurguladım. Bu modelde 17 Ağustos depremi sonrası stres aktarımının yer aldığı Çınarcığın batısında İmralı fayı ve Düzce’nin doğusunda Düzce fayı boyunca gerçekleşecektir. 12 Kasımda Düzce fayının kırılması bu öngörümüzü kanıtlamıştır. İmralı fayının güney batıdaki devamı Mudanya – Bandırma Edincik yanal atımlı faylarıyla devam etmektedir. Bunun dışında Batı Marmara’da Saroz sisteminin doğudaki devamını oluşturan Mürefte – Ereğli fayı ve Ereğli – Silivri fayları stres birikiminin yer aldığı faylardır.

Kuzey Marmara fay hattının depremsellik riski taşımadığı tarafımdan vurgulandığı gibi Kuzey Marmara fayının, yaşlı ve düşey bir fay olduğu ve bu görüşün Prof. Stein tarafından da kabul edilmesi ve Yalova – Çınarcık fayının da kırıldığının Taymaz ve Emre tarafından kabul edilmesi sonrası Şengör, Hersek burnundan çıkarak Gaziköy’e kadar uzanan 225 km’lik bir fay hattının söz konusu olduğunu, bu fayın genç ve yanal atımlı çalıştığını, Kuzey Marmara Çerçeve fayının düşey ve yaşlı olduğunu ileri sürdü. Sismik I’ in verilerinin açıklanması olarak ileri sürülen bu model canlı yayında ve Cumhuriyet Bilim Teknikte tekrar tekrar sunuldu. Oysaki hiçbir sismik veriye dayanmayan sadece Şengör’ün sezgisinde çakan bir kıvılcım olarak ortaya atılan bu model kısa ömürlü oldu. Çünkü Çınarcık çukurunun tam ortasından geçtiği varsayılan faylara ait hiçbir veri yokken TPAO’nun sismik kesitlerinde bu fayların olmadığı Marmara ortası sırtı DB yönlü bir fayın kesmediği açıktır. Keza Okay’ında MTA kesitlerine dayanarak yaptığı eleştiride Şengör’ün ileri sürdüğü Çınarcık ortasından geçen bir fayın olmadığını ileri sürmüştür . Keza Okay Kuzey Marmara fay hattı konusundaki Cumhuriyet Bilim Teknikte çıkan önceki görüşünü çürüterek, Tekirdağ ve Ereğli Çukurlarındaki fay hatlarını birleştirerek bunlarla da Marmara ortası sırtta, KD yönlü düşey faylar olarak TPAO haritasında yer alan veya Sismik I’ in 1998  modelindeki fay hatlarını birleştirerek (daha evvel Okay son fayı kabul etmiyordu) 105 km’lik bir fay modeli ileri sürmüştür. Bu fayın bir kerede yırtılmasıyla 7,4’lük bir deprem riskini manşetten vermiştir. Bu açıklamada  temel görüş olarak Kuzey Anadolu fayının devamı olduğunu  varsaydığı Adalar fayının çerçeve fayı olduğunu ve 1894 de kırıldığı için riskinin kalmadığını ifade etmiştir. Bunun dışında Batı Marmara’daki Gaziköy fayıyla birleştiğini varsaydığı Kuzey Marmara fayının bir önemi olmadığını vurgulayarak, eski görüşünü çürütmüştür. Buna karşın Okay’ın bu açıklaması olumlu bir gelişmedir. Şengör’ün varsayımsal 225 km’lik fayının bulunmadığının açıklamasını içermektedir.

İstanbul depremi kavramı terk edilerek Marmara depremi ve Marmara da deprem bekleniyor söylemi 1766 da ki iki depremin Gelibolu ve Batı Marmara’daki 250 yıl sonraki tekrarına dayanmaktadır. Burada sorulması gereken soru 1912  ve 1894 depremlerinin tekrarlanma dönemlerinin düzenliliğidir. Keza 1894 depremi ve1754 depreminin başlangıçta Adalar fayına (Okay) koyan çalışmalar ve Çınarcık çukuru Kuzey kenarına koyan Barka ve Ferrari’nin makalelerinde ise İzmit’e yerleştirmeleri tarihsel depremler konusundaki kuşkularımızı artırmaktadır. Keza Adalar fayının 1894 de kırıldığını 100 yıl sonra tekrar kırılacağını ima eden görüşler bu yüzden yerini 1894 te kırıldığı için depremsellik riski taşımadığını ifade eden görüşlere bırakmıştır. Gerçekte ise 1894 depremi 1999 depremi gibi Sapanca – İzmit – Yalova – Çınarcık hattındaki tekrarını düşündürmektedir.

12 Kasım depremi sonrası Işıkara, Şengör’den aldığı modelin etkisinde, Marmara denizi içersinde bir sismik boşluk oluştuğunu ve bu boşluğun bir seferde kırılması durumunda 8’lik bir deprem olur söylemini dikte ettirdiği ve deprem sonrası yaratılan bu paniğin gerçekte böyle bir fayın olmadığı ve aradaki sismik boşluk denen bölgenin Marmara ortası sırtın herhangi bir fayla (DB gidişli) yırtılmadığı için genelde asismik bir alan oluşturduğu, sismik boşluk terimini ancak fayların iyi bilindiği durumda kullanılabileceğini vurguladım. Işıkara ise fayları bilmemizin lüks olduğu gibi talihsiz bir açıklamada bulundu. Keza MC Kenzie’nin son günlerde TPAO’nun haritası üzerinde yaptığımız çalışmada ayırdığımız yanal atımlı fay sistemlerinin ışığında Marmara’yı boydan boya kat eden bir fayın olmadığı ve tarihte hiçbir zaman 8’lik bir depremin gerçekleşmediğini vurgulayarak Şengör’ün görüşüne karşı çıktı ve Marmara’da fayların parçalı olarak kırılacağını vurgulayarak, ileri sürdüğümüz görüşleri yineledi. Bu durum, gerek Işıkara’nın gerekse diğerlerinin önemli şekilde görüşlerini değiştirmelerine neden oldu. Keza Marmara depremi olarak gerçekleşeceğini savunduğumuz Tekirdağ ve Silivri çukurlarındaki faylardaki risk Marmara depremi kavramının yerleşmesine ve İstanbul depremi kavramının yerine geçmesine neden oldu.

Stres Aktarım Modelleri Ve Öngörüleri

Stres aktarım modelleri ise fayların yırtılma tipleri ve yırtılan fayın iki ucundaki, takip eden fayların tipine bağlıdır. Fayların geometrisi ve hareket tipi açık olarak bilinmediği konumlarda Coulomp modelleri ancak bilgisayar modelleri olarak değerlendirilir ve almak istediğinizi verir, verdiklerinizi alırsınız. Barka ve Nalbant’ın  17 Ağustos depremi öncesi Coulomp modellemesi ile bekledikleri stres birikimi ve deprem, Barka’nın modelinde Marmara ortası sırta paralel olan ve yaklaşık KG uzanan fayın yırtılmasını öngörmekteydi. İstanbul depremi olarak 8 şiddetinde bir deprem bu fay boyunca Coulomp (??) modeliyle ortaya konuyordu. Bu görüş Barka ve Nalbant’ın bilimsel makalelerinin ana görüşünü oluşturuyordu. Oysa Barka ve Nalbant’ın da imzası olan Ferrari’nin (Bilim ve Teknik, sayı: 389) orta Marmara sırtında deprem riskinden tek bir kelime ile söz edilmemektedir. Barka deprem sonrası Bilim ve Teknik  dergisinde  çıkan makalesinde orta Marmara sırtındaki fayı ve bu faydaki deprem riskini inatla savunmaktaydı. Buna göre 1509 depreminin bu sırtta olduğunu, 500 yıllık stres birikiminin bu fayda biriktiğini, sözde GPS verileri ile ve Coulomp modelleriyle de modellemişlerdi. Şimdi ise gelinen nokta bilimsel bir inkardır. Tüm sismik incelemeler bu fayın olmadığı sonucunu getirmiştir. Olmayan bir fay üzerine bir dizi spekülasyonun bilimle ilgisi nedir? Prof. Stein tarafından yapılan stres aktarımı modellemesinde Yalova – Çınarcık fayının yırtılmadığı ön veri olarak yapılan modelde, Yalova – Çınarcık fayının kırmızı stres birikimini biriktirdiği Adalar fayının ise mor olduğu görülür. Keza Prof. Stein Adalar fayında stres kaybının nedeniyle Kuzey Marmara fay hattında sismolojik bir birikim olmadığını ve Kuzey Marmara fay hattının önemli bir risk taşımadığı sonucuna varır. Prof. Stein, İzmit - Karamürsel yanal atımlı fayının Yalova - Çınarcık fayına  stres aktaracağı ve tetikleyeceği  sözünü ön kabul alarak, bu fayın kırıldığı esasına göre, Ferrari ve diğerlerinin yanal atımlı bir sistemden düşey atımlı bir sisteme stres aktarımının olacağı fikrinin çelişkisi, Çınarcık çukurunun güney fayı ve kuzey fayı kenarlarını oluşturan düşey fayların depremselliği ve bu fayda oluşturulacak kırmızı bölgeleri baz alarak modellendiği görülmüştür. Oysa Nalbant ve Barka’nın da katıldığı makalede Ferrari, Barka’nın bugüne kadar ileri sürdüğü modeli reddederek, Okay’ın ilk modelini esas alarak Kuzey Marmara fay hattını modellenmiştir. Kuzey Marmara’da 7 şiddetinde iki depremin beklendiği görüşüne gelmektedir. Temel varsayımları, veri birikimleri sismik verilere dayanmayıp tarihsel deprem söylentilerinin yorumlarına dayanmaktadır. 1766 da Trakya da olan iki depremi esas alan bu anlayış 1999 depreminde olduğu gibi 1754 depreminin özdeşidir. O halde 1766 depremleri Marmara’da  tekrarlanacaktır tezine dayanmaktadır. Başta da söylediğim gibi hiçbir sismolojik kaydı bulunmayan Kuzey Marmara fay hattında bu depremlerin yerleştirilmesi şeklinde bir deprem senaryosu üretilmiştir. Oysa Oktay’ın ileri sürdüğü  fay modellerine dayanan bu varsayım Okay tarafından bizzat terk edildiği halde Kuzey Marmara fayı esas alınmıştır. Oysa makalenin başında görüldüğü gibi karşımızda iki temel varsayım atlanarak oluşturulan iki veri söz konusudur. Bunlardan biri 17 Ağustos depreminde Kuzey Anadolu fayının İzmit körfezinden batıya yırtılmadığı görüşünü ele almıştır. Fakat makalede fayın batıya doğru yırtılmış olabileceği fakat veri olarak yırtılmadığını varsayarak verileri girdiklerini söyleyerek makaleyi çürütülmüş verilere dayandırmaktadır. İkincisi ise Adalar fayının düşey olduğunu ve doğrultu atımlı bir sistemden kuvvet aktarılamadığını ve 17 Ağustosta bu nedenle yırtılmadığını  ileri sürmelerine rağmen, modellerinde stres aktarımının yanaldan düşeye stres aktarımını varsayarak, ikinci çelişkili veriyi ileri sürmüşlerdir. Keza Emre ve Taymaz’da Yalova – Çınarcık fayının Esenköy açıklarına kadar kırıldığını ileri sürmüşlerdir. Bizse bu fayın büyük olasılıkla kırıldığını artçı depremlerin konumuna bakarak ileri sürdük Ve daha sonraki artçı depremlerde Yalova – Çınarcık fayının Esenköy açıklarına kadar kırıldığını göstermektedir. Bu fayın kırıldığı Taymaz, Emre ve Barka tarafından da kabul edilmektedir.

Toda ve diğerlerinin Barka (1999)’dan aldıkları veriye göre, 17 Ağustos depremindeki yırtılmanın Hersek burnunun batısına geçmediğini varsayarak yaptıkları Coulomp modellemesinde, yanal atımlı Yalova – Çınarcık fayında stres birikiminin arttığını bu fayın tetikleme riski taşıdığını ileri sürmüşlerdir. Buna karşın düşey atımlı Adalar fayında stres yüklemesi olmadığını, tam tersine stres kaybı olduğunu modellediler. Bu grup daha sonraki yaptıkları modellemede Yalova fayının kırıldığını kabul etmiş fakat artçıların Esenköy  ve Çınarcık batısına kadar kesiksiz devam etmesine karşın, yırtılmanın  Yalova açıklarında sonlandığını varsaymışlardır. Oysa yırtılmayı işaret eden artçılar, kesiksiz olarak Çınarcık batısına kadar uzanmasına karşılık yırtılmanın Yalova açıklarında kaldığı iddiası önceki, Hersek burnunun batısına geçmediği iddiası kadar temelsizdir. Zira Taymaz ve Emre de bu yırtılmanın Çınarcık açıklarına kadar olduğunu kabul etmişlerdir. Bunun yanında Adalar depreminin fay çözümü de fayın düşey karakterli olduğunu göstermektedir. Parson ve diğerleri Çınarcık fayında ve Adalar fayındaki artçı depremleri, yırtılmanın bitişindeki stres birikimi olarak yorumladıkları yeni modellemede, stres birikiminin daha önceki modellerinden farklı olarak, stres birikimini Armutlu yarımadasından Çınarcık çukuruna kadar kaydırmışlardır. Oysa Adalar fayında 1963 deki düşey kırılma (6,3),  17 Ağustostan sonraki 4,4’lük düşey kırılma (21,10,1999) ve artçılar, Toda ve diğerleri tarafından bir önceki modelde  esas alınırken, bu yeni modelde göz ardı edilmiş ve dışlanmıştır. Çünkü bu yeni model esas olarak Okay’ın son modelini baz almıştır. Gerek 1963 teki 6,3 lük, gerekse 17 Ağustos sonrası 4,4 lük düşey kırılmalar, gerilmeyi ne kadar boşaltmıştır? 17 Ağustos depremiyle Yalova – Çınarcık fayı boyunca Armutlu yarımadasının 4 m batıya atılması, hem adalar fayında hemde Çınarcık çukurunun kuzey kenarındaki faylarda oluşturduğu gerilme birikimi ortaya konmalıdır. Bu yırtılmalar buradaki gerilmeyi boşaltmamışsa, düşey yırtılmalar beklenmelidir. Fakat bunlar yanal atımlı sistemlerle birleştirilmemelidir. Yapılan modeller bunları yanal atımlı sistemler olarak modellemektedir. Buna göre Adalar fayının Orta Marmara fayıyla birleştiği ve KAF’ın devamı olarak Marmara’yı kat ettiği kabul edilir. Adalar fayının 1766 mayısta kırıldığını ileri sürerler. Oysa Okay bu fayın 1894’de, Ferrari ve diğerleri ise 1754 de kırıldığını ileri sürerek modellerinde esas almışlardır. Barka ve Nalbant (1998) ve Ferrari ve diğerleri  (2000) ise 1766 mayıs depreminin Batı Marmara Çerçeve fayında yer aldığını (düşey) 1766 Ağustos depreminin ise Gaziköy fayında yer aldığını varsayarak modellerini yapmışlardır. Oysa Parson ve diğerleri yeni modellerinde “Orta Marmara” fayının 1766 Ağustos depreminde yırtıldığını, Adalar fayının ise 1766 Mayıs depreminde yırtıldığını varsaymaktadırlar. Barka ve Nalbant ise yaptıkları Coulomp modellerine Marmara Denizindeki en riskli bölgenin Marmara Ortası sırtta KD gidişli yanal atımlı fayda olduğunu varsayarken, Parson ve diğerleri  İmralı fayını Orta Marmara fayı olarak isimlendirerek, Güney Marmara çerçeve fayı olarak Okay tarafından kabul edilen Marmara Ortası fayı ismi verilip, 1509 depreminin bu fayda olduğunu ileri sürerler. Okay dan aldıkları Orta  Marmara fayı kavramını, Ganos fayı olarak isimlendirip, düşey atımlı “Güney çerçeve fayını” ise Marmara Ortası fayı olarak isimlendirirler ve 1509 depremi gibi büyük bir depremi bu faya yerleştirirler. Bu fay düşey bir fay olmayıp Marmara denizindeki yanal atımlı fayı oluşturup tarafımızdan İmralı fayı olarak isimlendirilmiştir. Çınarcık fayının atlama yaptığı bu fay da, 17 Ağustos depremi sonrasında stres birikiminin yoğunlaştığı fay olarak tarafımızdan ileri sürülmüştür.

Ciddi stres aktarım modelleri fayların geometrisini, uzunluğunu ve mekanizmasını bilmeksizin tarihi depremleri nerdeyse rasgele seçmeli olarak istedikleri faylara yerleştirerek yapılamaz. Tartıştığımız bu modellerdeki yaklaşım bu ciddiyetten uzaktır. Parson ve diğerleri 1719, 1754 ve 1894 depremlerinin İzmit – Yalova- Çınarcık faylarında yer aldığını kabul ederek, İstanbul’u etkileyen tarihi depremlerin daha önce söylediğimiz gibi İzmit – Yalova – Çınarcık hattında oluştuğunu vurgulamaları, bilimsel bir gelişmedir. 1766 depremlerinin ise görüşümüze göre, Mürefte – Ereğli ve Ereğli – Silivri faylarında yer aldığı ve bundan sonraki kırılmaların bu faylarda olacağı beklenmelidir. İstanbul’u etkileyen ikinci önemli deprem kaynağını Tekirdağ – Silivri kaynaklı olarak bu faylarda gerçekleşmiş olmalıdır. İmralı fay kuşağı ise Parson tarafından 1509 depreminin yer aldığı hat olarak tanımlanmış İzmit – Çınarcık kuşağının batı devamı olarak tanımlanmıştır. Bu bizim savunduğumuz görüşe uyumludur. İmralı kuşağı GB da Bandırma – Edincik fayına doğru uzanmaktadır. 1509 depremi konusunda yapılan spekülasyonlar Barka ve Nalbant tarafından İstanbul boğazına doğru uzanan Marmara Ortası sırt modellemesinde, 17 Ağustos depremi öncesi İstanbul’u bekleyen risk olarak, 8 şiddetinde deprem beklenen bir hat olarak karşımıza çıkmaktaydı. Spekülatif bir faya dayanarak yapılan bu modellemenin aşılması önemli bir gelişmedir. Bunun yanında Şengör tarafından savunulan 1509 depreminin İzmit le - Ganoz hattında Marmara denizini boydan boya geçen bir varsayımsal fayın yırtılması ile gerçekleşmesi görüşünü, gerek sismolojik gerekse tektonik veriler de kabul etmez.

Adalar fayının, İzmit fayının devamı olarak yorumlanması sonucu Ferrari ve diğerleri 1754 depreminin Parson ve diğerleri 1766 depreminin, Okay tarafından 1894 depreminin yer aldığı fay olarak varsayılması, bu belirsizliği açıkça göstermektedir. Bu fay üzerinde gerçekleşen yırtılmaların fay çözümleri, tarihi deprem tahminlerinden çok daha keskindir. Adalar fayının düşey fay karakteristiği de sismik kesitlerde belirgindir. Şengör’ün ileri sürdüğü boydan boya yırtılma modelinin etkisinde “Adalar fayı”  ve “ Orta Marmara fayı”nın devamlılığı, Okay tarafından eklektik bir model olarak ileri sürülmüştür. Çünkü çerçeve fayı olarak Adalar fayının devamı, “Orta Marmara fayı” olmayıp, Tekirdağ  ve Silivri çukurlarının kuzeyinden geçen kenar fayı olmalıdır. Bu Okay’ın ileri sürdüğü birinci görüştür. Oysa Okay, Tekirdağ çukurunun ve Silivri çukurunun ortasından geçen fayları birleştirip Marmara Ortası sırtı da kesip Batıya doğru uzatarak yorumladığı yanal atımlı genç fay sistemi, Çınarcık baseni kuzey kenarındaki Çerçeve fayıyla birleştirilmesi tektonik anlamı olmayan eklektik bir yorumdur . Eski yorum kendi içinde daha tutarlıdır. Çerçeve fayı diğer bir çerçeve fayıyla devam ettirilebilir. Okay, Çınarcık çukuru ortasından geçen varsayımsal fay modelini ileri süren Şengör’e karşı çıkarken, Marmara Ortası sırtı kat’ eden, sismik kesitlerde görülmeyen yeni bir spekülatif model ileri sürmüştür. Parson bu yeni modeli kabul ederken Ferrari ise Kuzey Marmara Çerçeve Fayının, KAF’ın devamı olduğu görüşünü esas almıştır. Barka ise birbiriyle çelişen modellere imza atmakta ve mantıksal bir tutarsızlığa sürüklenmektedir.

 

Sonuç

Gerek sismolojik veriler gerekse sismik kesitler göstermektedir ki Yalova – Çınarcık fayı kırılmış buna karşılık İmralı fayı ve onun GB’sındaki Bandırma – Edincik fayı stres birikimi ile yüklenmiştir. Yapılacak Coulomp modellemesi bu gerçek veri temelinde inşaa edilmelidir. Keza Mürefte – Ereğli fayı, Ereğli – Silivri faylarında stres birikimlerini oluşan öncü 2 – 3 arasındaki depremler ve oluşturduğu oğullar göstermektedir. Bu iki fayın derinde birleşip tek bir fay gibi davranması veya iki ayrı fay olarak kırılması gerek sismik gerekse sismolojik kesitlerde net değildir. Fakat Saroz sisteminin devamını oluşturan bu faylar birleşip bütünsel bir kırılma yerine parça parça kırılmayı düşündürmektedir. Çünkü Saroz’da 1975, 1981, ve 1983 te kırılmalar gerçekleşmiştir.

TPAO’nun yeniden proses edilmiş haritası üzerinde yaptığımız çalışma da ayırdığımız doğrultu atımlı faylar TPAO’nun görüşü olarak yayınlanmış bu yayında gerek Şengör’ün savunduğu boydan boya bir fay olmadığı, Barka’nın savunduğu KG gidişli doğrultu atımlı fayların açtığı çek ayır basenlerin söz konusu olmadığı, Okay’ın savunduğu 3 kollu fay modelinin (at kuyruğu modeli) Marmara denizi için geçerli olmadığı sonucuna varılmıştır.

Sismolojik birikimlere baktığımız zaman Çatalca istasyonunun çevresinde A kategorisinde sismik kayıtlarda ve sığ derinliklerde ki oğullaşmaları ve deprem odaklaşmalarını, Büyükçekmece gölü – Çatalca – Küçükçekmece gölü kuzeyinde görüyoruz. Bunlar Marmara deniziyle bağlantılı KB gidişli, yaşlı faylar olup, sismolojik aktivite göstermemektedir. Buna karşın buradaki oğulların tektonik anlamı net değildir. Istranca bloğunun metamorfik bir sırt olarak yumuşak sedimentler karşısına geldiği bu hatlarda, yansımaların odaklaşması olarak düşünmek olanaklıdır. Yine de buradaki aktivitenin doğrudan yerel aktif faylarla bağlantılı olup olmadığı sorunudur.

KAF’ın gerilemeli kuşaklarının oluşturduğu doğu Marmara da Çınarcık çukurları ve İmralı çukurlarını,  Çınarcık - İmralı doğrultu atımlı fayları kat etmektedir. Bu faylar Çınarcık çukurunu ve İmralı çukurunu oluşturan düşey fayları  ve bu çukurları dolduran genç çökelleri biçmektedir. Yalova – Çınarcık – Esenköy doğrultu atımlı genç fayları, 1754, 1894 ve 1999 depremlerinin oluştuğu faylardır. Batı Marmara da ise gerek Tekirdağ gerekse Silivri çanakları, düşey faylarla sınırlanan genç çökeller, doğrultu atımlı genç fay sistemlerince kesilmişlerdir. Bu faylar Mürefte – Ereğli, Ereğli – Silivri genç faylarıdır. Batı Marmara’daki depremsellik bu faylardaki yırtılmalarla gerçekleşmektedir. Batı Marmara ve Doğu Marmara çukurları metamorfik bir sırtla ayrılmaktadır. Bu sırtın depremselliğin yer almadığı,  asismik bir sırt olması olasıdır.

Marmara denizinin tektoniği net olarak ortaya konmadıkça yetersiz, spekülatif tektonik modellerdeki faylar üzerine tarihsel depremleri yerleştirmek, ve burada stres aktarım modelleri yapmak, belirsizliklerin sonsuz olduğu modellere yol açar. Görüldüğü gibi tartıştığımız dört modelin sonuçları birbirileriyle uzlaşmaz çelişkiler göstermektedir. Bilgisayar ortamında yapılan bu modellemeler,  sanal değerlendirmenin dışında bir anlamı yoktur.

 

Referanslar

Barka A., Nalbant S., (1997), ‘1700 ve sonrası Marmara Depremleri Modellemesi’ ATAG-1 makaleler 32-40.

Barka, A., (1999)., Marmara Denizinin deprem mekanizması. Bilim ve Teknik, sayı: 383, sayfa 28 – 33.

Siyako, M., Tanış, T., Şaroğlu, F., (2000), Marmara denizinin aktif fay geometrisi. Bilim ve Teknik, sayı:388, sayfa: 66-71.

 Hubert- Ferrari, A., Barka, A., Nalbant S., Meyer, B., Armijo, R., (2000), 17 Ağustos 1999 depremi sonrasında Marmara’da deprem riski. Bilim ve Teknik, sayı: 389, sayfa: 54 – 58.

Emre O., Taymaz T., Duman T., Doğan D., (2000), ‘Gölcük ve Düzce Depremleri’   Bilim ve Teknik, 386, 38-42.  

web için katkı: Müh.Mustafa Taştan

 

Köşe Yazıları Anasayfa

 

 

[Anasayfa]      [ Seçil Taştan ]   [ İnsan Kaynakları Yönetimi ]  
[ Yönetim ve Organizasyon ]  [ Araştırmalarım ]   [ Organizasyonel Davranış ]  
 [
Makaleler ]  [ Köşe Yazıları ]  [ Akademik Takvim ]  [ Örnek Sınav Soruları]
 [ Sınav Sonuçları ]  [ Akademik Ders Planı ] [ Kitaplık
   [Linkler ]  [ Misafir Defteri ]  

 İnfo : seciltastan1@yahoo.com

 Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.

MST Dizayn  Copyright © 2002   All rights reserved.