CONTEMPLATION
![]() |
|
11 Yıl Önce & 11 Yıl Sonra... Geçenlerde,
bir gazete küpürü elime geçti. 11 yıl önce yazılmış,
Ahmet Altan'ın bir yazısı... A. Altan'ın iki Türkiye'yi karşılaştırdığı,
güzel bir yazı...11 Yıl önce ve şimdi; peki 11 yıl sonra?!
CENNET
ve CEHENNEM (
14.08.1995- Yeni Yüzyıl Gazetesi - Ahmet ALTAN )
Bir cehennem tablosu çizebilirim, dağlarda vurulan gençler, ağıt yakan anneler, yollarda devrilip parçalanan arabalar, ekmek parası bulamadığı için ağlayan yaşlılar, sokaklarda tiner çeken kimsesiz çocuklar, pahalılıktan ezilen memurlar, işten atılan işciler, bakımsız hastaneler, adaletin yerine geçen silahlı çeteler, çöken eğitim sistemi, mahalle ayaklanmaları,karakol baskınları, faşist nutuklar atıp demokrasiyi lanetkeyen devlet görevlileri, hapishanelere kapatılan aydınlar, yasaklar, yükselen ırkçılık,kentlerin çevresindeki varoşlarda her an kanlı bir yağmaya dönebilecek öfke kıvranmaları, sokak cinayetleri. Cennet tablosu da çizebilirim, üç yanı denizlerle çevrilmiş bir yarımada, yemyeşil kıyılar, eşi başka bir yerde bulunamayacak sanat hazineleri, bilgisayarlarla oynayan gençler,onbeş kanaldan yayın yapan renkli televizyonlar, cıvıl cıvıl binlerce radio istasyonu, dünyadaki gelişmeleri izleyen tartışan aydınlar, dünyanın dört bir yanına mal satan ihracatçılar, rengarenk vitrinler, büyük alış veriş merkezleri, inip kalkan uçaklar, otoyollar, cep telefonları, son model arabalar, en yeni filmler, harika lokantalar, büyük fabrikalar, limanlar, hava meydanları, binlerce turist, pırıl pırıl oteller, yavaş yavaş politikaya giren kaliteli insanlar, Avrupa ayarında okullar,aşk şarkıları,şiirler. Bu tabloların ikisi de gerçek. Yalan olan, bu tablolardan yalnızca bir tanesinin var olduğunu söylemek. Türkiye, cenneti ve cehennemi aynı anda yaşıyor. İstanbul'da, izmir'de, Bursa'da, Ankara'da oturan bir zenginseniz bir cenneti yaşayabillirsiniz, dünyanın en güzel kıyılarından denize girebilir, harika yemekler yiyebilir, heyacanlı aşklar yaşayabilir, en iyi filimleri izleyebilir, en son çıkan müzükleri dinleyebilir, canınız istediği anda canınızın istediği yere gidebilir,hayatın tadını çıkarabilirsiniz. Ama fakirseniz,işçiyseniz, emekliyseniz, memursanız,şehir varoşlarındaki bir gecekonduya hapsedilmiş bir genç kızsanız, doğuda yaşıyorsanız,dağlarda görev yapan bir neferseniz,karakol kapısında nöbet tutan bir polisseniz,fikirlerini açıklamada ısrar eden bir aydınsanız bir cehennemi yaşarsınız,paranız yetmez, itilip kalkılırsınız, ölüm tehlikesini heran hissedersiniz, mahkemelerde sürünürsünüz, baskılarla, yasaklarla bunalırsınız. Bu cennetle cehennemi uzun süre birarada tutmanız mümkün değil, sonunda cehennem,kızgın katranları, karanlık alevleri,kanlı ölümleri,felaketleriyle patlayıp, cehenneme kıyasla epeyce küçük olan cenneti de yok eder, "ulusal birlik ve bütünlük" ortaklaşa paylaştığımız bir cehennemde gerçekleşir. O zaman egemenler egemenliklerinin, zenginler zenginliklerinin tadını yaşayamaz,acı, zulüm, kan, keder, gözyaşı onların da kapısına dayanır, "benim cennetim bana yeter, cehennemden bana ne demek" kimseyi cehennem patlamalarından kurtarmaya yetmez. Her ülkenin cehennemi vardır, uzun yıllar da her ülke cehennemini içinde taşıyacaktır ama Türkiye gibi cehennemi cennetinden büyük ülkeler, belanın kapısında duruyor demektir, bu kadar büyük bir cehennemle cenneti birarada var edemezsiniz. Bu cehennemi küçültmek, acıyı, kederi, ölümü, fakirliği azaltmak da o kadar da zor değil. İşe savaşı durdurmakla, savaşa giden parayı gelişmeye harcamakla başlayabilirsiniz. Savaşa harcadığınız paralarla ülkeyi abad ederiz, öldürmek için savrulan paralar insanları mutlu bir şekilde yaşatmaya yeter, yasakları, baskıları azaltmak, insanların terörle bağlantısını koparır, yalnızca terörden umudu olanların hayattan da umutlanmasını sağlardı, terörün kökü kendiliğinden kurur. Devletin çarçur ettiği paraları onun elinden alıp, yeniden halka ve ekonomiye döndürebiliriz. Devlet, elindeki parayla sağlam bir polis örgütü, iyi bir ordu, güvenilir bir adalet sistemi, temiz hasteneler kurar. Devlet dairelerinde yeteri kadar memur ama insanca maaşlarla çalışır, emekliliğinde ele güne muhtaç olmayacağından emin olur. Köylüler devletten para beklemek yerine dünya borsalarında paralarını döviz olarak kazanabilecekleri tarım borsalarıyla tanışır, işçiler haklarını alabilmek için, polisi ve jandarması olan devletle değil, işadamlarıyla demokratik çerçevede mücadele eder, verimi ve üretimi artıracak önlemler araştırılır. Tartışmalar özgürleşir, yasaklar kalkar. Bütün bunlar olabilir ama bunların olabilmesi için herkesin toplumsal rolünün değişmesinin sonunda kendi çıkarına olduğunu anlaması, kendini buranın padişahı sanan Ankara'daki egemenlerin, bu yöntemi devam ettirdikleri takdirde bu cehennemin kendilerini de yiyeceğini, zenginlerin yalnızca devletten avanta kredi alarak bu hayatın sürmeyeceğini, köylülerin oy karşılığı kendilerine taban fiyatı diye verilen haracın bütün ekonomiyle birlikte kendilerini de çökerteceğini, işçilerin, verimliliği olmayan fabrikalarda çalışmak için direnmenin işçilik değil dilencilik olduğunu ve kimseye yararı bulunmayacağını, memurların, bir kişilik işi üç kişi ile yapmak için ısrar etmenin hepsinin maaşını düşüreceğini farketmesi gerekir.
Böyle toplumsal bir zihniyet devrimi olur mu? Ahmet Altan
|
|
Yürü; M.T |
(ÖZGEÇMİŞ)
/ (IDE)
/(ŞİİRLER) / (FOTOGRAFLAR)
/ (DENEMELER)
/ (SEVMEYE DAİR)
/ (MALATYA) /
(CONTEMPLATION)
/ (GÖKÇEADA)
/ (JEOLOJİ) / ( LİNKLER)
ANASAYFA